7 Eylül 2012 Cuma

'Maden Olan Yerde Ot Bitmez’ mi?


Madenlerin nasıl oluştuğunu konuyla hiç ilgisi olmayanların da anlayabileceği şekilde açıklayalım. Her hikayenin başlangıcında olduğu gibi dünyamız bir toz bulutuydu.
Şu anda üzerinde gezdiğimiz yer küre erimiş bir haldeydi. Madenler de karışık olarak bu eriyik içindeydi. Zamanla dünyanın dış kabuğu soğumaya başladı. Kabuğun altındaki iç güçler ile kabuğun üstündeki rüzgar, su ve buz gibi dış güçlerin etkisiyle dünya şekillenmeye başladı. Dünya oluşurken; kıtaların birbirine çarpmasıyla oluşan depremler, yer kürede ortaya çıkan kırıklar yer kabuğu altındaki magmayı da hareket ettiriyordu. Tüm bu tektonik ve magmatik olarak adlandırabileceğimiz olaylar, eriyik halde bulunan maden minerallerini belirli bölgelerde birikmesini sağladı.
Aslında bir avuç toprakta her türlü madene ait mineral vardır. Ancak bunun ekonomik değeri olabilmesi için bu miktarın belli bir oranın üzerinde olması gerekir. İşte yukarıda anlatmaya çalıştığımız olaylar sayesinde bazı yerlerde bazı minaraller birikti. Bu birikimin olduğu yerlere maden yatakları diyoruz.

Madenler ile coğrafi olayların yakın ilişkisi nedeniyle fay hatlarında, dağlık bölgelerde, dere yataklarında yani coğrafi oluşumların yoğun olduğu yerlerde madenlere daha çok rastlanmaktadır. Tarih boyunca şehirler de maden yataklarının yoğun olduğu yerlerde kurulmuş ya da madene yakın olan şehirler kalıcı olmuş, büyümüştür.

İsmet İnönü’nün saçı olmadığı için kendisine takılan bir kişiye ‘maden olan yerde ot bitmez’ sözü o anki durumunu kurtarsa da maden disiplini açısından bilimsel bir geçerliliği yoktur. Çünkü madenlerin sadece çorak ve verimsiz alanlarda olması söz konusu değildir. Aksine dünyanın pek çok ülkesinde madenler ormanlık, bölgelerde, tarım havzalarında bulunmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder