Madenciliği yıllarca kötü, karanlık, puslu, flu vs.. şekilde gerek filmlerde, gerek iş kazalarıyla beynimize kazımaya çalıştılar. Aslında bu kadar kötü imajı olan bir mesleği yapmak için mühendislik okuyan bizler mesleğimizin lekelenmemesi için oldukça hassasız. Bu bölümde okumasaydık belki bizler de gelecek nesilleri düşünüyor görünen, yeşil, masum imajımızla; arabamıza atlayıp, havaalanına gidip en güzel otellerde kalıp çevre konferanslarına katılır ve madenlerin hepsine karşı çıkardık. Bir de sponsor bulduysak ki, çevreciye kim sponsor olmaz. Bizler hayatımızın hiçbir evresinde madene ihtiyaç duymadık ki. Buna bu yazıyı kayaya yazarken kullandığımız çivi ve çekiç de dahil.
Madenin hayatımızdaki yerini sadece olmadığı zaman anlarız. 1 saatlik herhangi bir elektrik, su, internet kesintisinde bile hayatın durduğunu düşünüp tahammül edemiyorken, bunların bize daha hızlı, güvenli nasıl ulaştırılabileceği icin araştırmalar yapılıyorken, madene karşıyız demek biraz haksızlık olmuyor mu? Uzaya gidilip insanlık için büyük bir adım atılmasının arkasında, bu teknolojide kullanılan madenlerin hiç bir zaman görülmemesi bir ilizyon değil mi? Acaba nelerin içinde madenlerin olduğunu mu bilmiyoruz yoksa ilizyonu mu çok seviyoruz? Sadece teknolojide mi madenler var? Tabii ki HAYIR. Dişimizdeki dolgudan, bindiğimiz arabaya, tedavi olduğumuz aletlerden izlediğimiz televizyona kadar herşey madenlerden yapılmaktadır. Bu yazıyı okurken sadece 15 saniye etrafımıza göz attığımızda bile madenlerin heryerde ve herşeyde olduğunu görürüz. Fark; bakmak ve görmek. Ama biz görmek istiyor muyuz yoksa efor sarf etmeyerek bakıyor muyuz kararı siz verin (hatta bu yazıyı okuduğumuz bilgisayarı, tableti veya telefonu, takdığımız takıları, saati dahil etmeyelim)
Herşeyin doğaya maliyeti olduğu gibi madenciliğin de belli bir maliyeti var tabii ki. Ama madenlerin hep kötü örnekleri ve rehabilite olmamış halleri gösterilirse bu anlayış hiç kimseye fayda sağlamaz. Sağlıklı bir yaşam için yürüyüş parkurları, rahatlamak için spa otelleri ve yazlık evlerimiz kulağa ne kadar hoş geliyor. Doğaya hiç bir maliyeti yok mu ki bunların? Ormanların içine yürüyüş parkurları açmak, oteller ve yazlıkların yapımı için kesilen ağaclar, farkında olunmadan yaşamına son verilen canlılar..vs
18 Şubat 2013 Pazartesi
14 Şubat 2013 Perşembe
10 Ocak 2013 Perşembe
31 Aralık 2012 Pazartesi
18 Aralık 2012 Salı
11 Aralık 2012 Salı
“Dağlar Seni Siyanürle Delerim"
Altın Madenleriyle ilgili haberlere bir göz atalım:
Dağın altını üstüne getirecekler.
Dağları siyanürle eritecekler.
Bir gram altın için bir ton toprağı kirletecekler.
Sadece gazetelerden konuyu takip eden bir kişinin gözünde şöyle bir manzara canlanır. Siyanür dolu dev tankerlere bağlı yangın söndürme hortumlarıyla dağlara siyanür sıkılıyor. Maalesef madencilik konusunda yeterince bilgi sahibi olmayan gazeteciler dolduruşa gelip bu manşetleri atabiliyor.
Bir kere siyanür maden çıkarılırken kullanılmıyor. İçinde altın cevheri olan kayaçlar kepçelerle çıkarılıyor. Sonra bu hafriyat izolasyonu olan havuzlara ya da kapalı tanklara alınıyor. 100 litre suya yaklaşık 3 litre siyanür ekleniyor ve bu sıvı karışımı yığının üzerine damla damla damlatılıyor.
Ayrıca sözüne ettiğimiz siyanür, binbir gece masallarında kötü kalpli kraliçenin insanı anında öldüren minik şişesindeki zehir gibi bir şey değil. Altın ile insanın ortak bir yönü var ki; o da siyanürün PH değeri 10’un altına düştüğünde altına da insana da zarar veriyor. Çünkü siyanür sıvı halden gaz haline geçiyor. Bu nedenle altın madencisi altını elde edebilmek için siyanürün PH değerini 10’un üstünde tutuyor. PH’ı 10’un üzerinde olan siyanür insana da zarar vermiyor.
Bir gram altın için bir ton toprağı kullanma iddiasına gelince. Bir kere maden toprakta olmaz kayalarda olur. İkincisi; evet bir ton kayadan bir gram altın çıkar. Ee, zaten altın bu yüzden değerlidir ya. Bir ton kayanın tümü altın olsaydı kimse dönüp yüzüne bakmazdı.
4 Aralık 2012 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


